Fuat ASLAN

Fuat ASLAN


KEMALİZM NEDİR?

08 Eylül 2019 - 23:19

Cumhuriyet Halk Partisi'nin 96. Kuruluş yıldönümünü kutlamaktayız.rnrnCumhuriyet Halk Partisi'nin bugünkü ideolojisini ve sorunlarını incelemeden önce "Kemalizm esas olarak nedir?" sorusunun cevabını bu yazımızda vermeye çalışalım. rnrnKemalizm, Mustafa Kemal'in temelini atmış olduğu başlı başına ideolojik bir anlayış ve yönetim biçimidir. rnrnAmacı bağımsız bir ulus devlet ve çağa uyum sağlayan muasırlığı hedefleyen yeni bir siyasi rejim kurmaktır.rnrnYeni rejim anlayışıyla birlikte türkleri laik Cumhuriyet'e kanalize ederek yeni halkçı oluşmuma geçişi, saltanatın kaldırılması ve ulusal egemenliğe dayalı halk hükümetleri'nin kurulması sürecini başlatmıştır.rnrnNutuk'taki milliyetçilik kültürel ve mekansal milliyetçiliktir. Yani mevcut sınırlar içinde milli aidiyeti tanımlar; fetihçi ve yayılımcı olmak yerine, çağa uyum sağlayıp gelişmişlik etrafında parelellik göstermeyi amaç olarak belirlemiştir.rnrnDolayısıyla kemalizm bu yönü ile toplumun büyük bir bölümü tarafından kabul görmüş ve paylaşılmış "ulusal modernizasyon ve ulusal devleti idalize eden" ideolojik bir akımdır. rnrnKemalizm terimi 1930'larda kullanılmaya başlanmış, kemalist ideoloji cumhuriyet halk partisi ile özdeşleşen cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, milliyetçilik, inklapçılık ve laiklik ilkeleriyle kendini tanımlamıştır.rnrnBu alanı biraz daha genişletelim isterseniz...rnrnTürkiye’de Kemalizm kavramı'nın 1930 yıllarda kullanılmaya başlanaması ile ilk baskısı 1931 yılında Türk Tarih Kurumu (Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti) tarafından yapılan tarih dizisinin Türkiye Cumhuriyeti Tarihini anlatan dördüncü cildinde Tarih IV yer almış ve bu kitap'ta, o yıl sayısı altıya çıkarılarak özellikle bu tarihten sonra, Kemalizm kavramının bilim insanları tarafından sıklıkla kullanılması gündeme gelmiş, bu yeni kavram üzerinde bilimsel nitelikli makale ve kitaplar yazılmaya başlanmıştır.rnrnKemalizm’in, bir parti ideolojisi olarak gündeme gelmesi ise, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında yapılan İkinci Büyük Kurultayı’nda olmakla birlikte, bu kurultayda açıkça, yada ima yoluyla da olsa, “Kemalizm” adı kullanılmamış, bu kurultaya damgasını vuran en önemli olay; Mustafa Kemal Atatürk'ün 1919-1927 yılları arasındaki önemli askerî, siyasî ve toplumsal olayların anlatıldığı üç ciltten oluşan Büyük Söylevi olmuştur. rnrnTarihteki önemli Türk önderlerinin yaptığı gibi, tarihsel bir hesaplaşmayı içeren büyük söylev de Atatürk, Milli Mücadele döneminde yaşanan tarihsel olayların yanı sıra; Kemalizm’in temelleri konusunda da önemli ipuçları vermiştir. rnrnAncak bu kurultayda ne Mustafa Kemal’in, ne de öteki katılımcıların Kemalizm kavramını kullandıklarına tanık olunmamaktadırrnrnMustafa Kemal, bu söylevde Türk ulusu ve tarih önünde, büyük bir açık yüreklilikle, dünyada benzerine az rastlanır şekilde, sekiz yıl boyunca kazanılan başarıların ve bunları gerçekleştirmek için katlanılan özverilerin bir savunusunu yapmıştır. rnrnAyrıca bu kurultayda; o yıllarda sayıları dördü bulan ilkelerin (Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Millîyetçilik, Laiklik) “genişletilerek, parti prensipleri daha çok aydınlatılmış, partinin kurucusu olan Atatürk’ün Genel Başkanlığı onanmıştır."rnrn15 Mayıs 1931 tarihinde toplanan CHP Üçüncü Büyük Kurultayı öncesinde, Türk Devrimi’nin temel yenilikleri tamamlanmış, bu arada Kemalizm’in ilke sayısı da, Devletçilik ve Devrimcilik ilkelerinin kabulü ile altıya yükselmişti. rnrnBu nedenledir ki, Üçüncü Büyük Kurultay’ın, Kemalizm’in düşünsel gelişimi açısından ayrı bir önemi ve anlamı vardır.rnrnÖte yandan bu kurultay, yaklaşık bir yıl öncesinde kurulan liberal nitelikli Serbest Cumhuriyet Fırkası’na karşı halkın gösterdiği ilginin ve bu partinin kapatılması sonrasında meydana gelen Menemen Olayı’nın gölgesinde toplanmıştır. Ayrıca bu Kurultay, dünya ekonomik bunalımının olumsuz etkilerinin devam ettiği bir dönemde yapılmıştır.rnrnBu bunalımın etkileri başta Atatürk olmak üzere, Türk yöneticilerinde liberalizme karşı güvensizliğin artmasına neden olmuştu.rnrnDaha da önemlisi, İsmet Paşa hükümeti, o yıllarda özellikle ekonomi politikalarında başarısızlığa uğramış, buna ek olarak, 1930 yılında yaşanan kuraklık sonucu düşük ürün elde edilmesi de halkın geçim sıkıntısını giderek arttırmıştı. rnrnBütün bunlara ek olarak, Lozan Antlaşması’nın 28.’nci maddesi gereğince kapitülasyonların kaldırılması, yabancı yatırımcılar açısından Türkiye’yi eskisi gibi çekici bir ülke konumundan çıkarmış bulunuyordu. rnrnBu gelişme sonrasında yabancı yatırımcıların Türkiye’yi terk etmesi, millî ticaret ve sanayi burjuvazisi gelişmemiş bir toplum olan bu ülkede, birçok alanlarda önemli boşluklar yaratmıştı.rnrnTürkiye’de millî burjuvaziyi yaratma girişimi olarak nitelendirebileceğimiz 1927 yılında kabul edilen Teşvik-i Sanayi Kanunu da istenilen amacı gerçekleştirmeye yetmemişti. rnEkonomik anlamdaki bu eksiklikler ve sıkıntılar, devletin öncelikle ekonomi ve sanayi alanına girmesi ve ivedi önlemler alması zorunluluğunu ortaya koymuştu. rnrnBaşka bir deyişle, Halkçılık ve Cumhuriyetçilik ilkeleriyle sağlanan siyasal ve hukuksal eşitliğin, ekonomik önlemlerle güçlendirilmedikçe, büyük bir anlam taşımayacağı, siyasal rejimin sürekli olarak tehdit altında olacağı anlaşılmıştı. rnMenemen Olayı ise, Türk devriminin düşünsel bakımdan önemli bir tehdit altında bulunduğunun açık kanıtı olmuş ve lâiklik konusunda daha dikkatli hareket edilmesi zorunluluğunu gündeme getirmişti. rnrn1930 Ağustos’unda bir denetleme organı olarak görev yapması öngörülen ve bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün önerisiyle eski Başbakan ve Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından liberal eğilimli Ali Fethi Okyar'a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’na halkın çok kısa sürede gösterdiği ilgi, yalnızca karşı devrimcilerin tepkisinden öte bir anlam taşımakta idi.rnrnKısaca söylemek gerekirse; Üçüncü Büyük Kurultayın, daha önceki dört ilkeye ek olarak, Devletçilik ve Devrimcilik ilkelerinin, önce parti programına konulması ve bir an önce uygulanması konusunda karara varması zorunlu görülmüştür. rnrnBöylelikle CHP'nin sembolü haline gelen ve “Altıok" ile simgelenen Kemalizm’in temel ilkeleri, bu kurultayda bir bütün olarak parti programındaki yerini almıştır. rnrnBu kurultay sonrasında Kemalizm kavramı daha sıklıkla devlet ve özel kişilerin yayınlarında yerini almaya başlamıştır. rnrnKurultayda, Kemalizm’ in ilke sayısının dörtten altıya çıkarılması bile, Kemalizm’in başlangıçtan itibaren belli bir kurama dayanmadığının, gerçek yaşamdaki uygulamaların sonucunda, bilimselliği sınanarak ortaya çıkan bir ideoloji olduğunun açık kanıtı olarak gösterilebilir ve günümüzde hala ileri gelmekte zor günlerin kurtarıcısı bir liman olarak sığınanlar kendilerini açıkça belli etmektedirler.rnrnBu bağlam da Kemalizm, Türkiye'nin ancak batı'nın medeniyetine uyum sağladığı ölçüde sağlıklı bir altarnatif ortaya koyabileceğine inanır, küresel emel sahiplerinin ortağı olmayacak şekilde yeniliklere açık yönüyle her alanda yolunu çizmeye çalışır.rnrnSonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti Kemalist ideolojiyle beraber Osmanlı'nın kurumsal yapısından [saltanat, hilafet, geleneksel meşruyet] ve çok parçalı / çeşitli [heterojen] bünyeden kopmuş ve [hemojen] yani tek parçalı bir ulus kimliğine geçiş iradesini göstermiştir. rnrnVe bununla beraber Kemalizm’in; Mustafa Kemal Atatürk’ün, ulusal ve evrensel ideolojilerden yararlanarak yarattığı yeni bir bileşim olduğu, ulusal ve evrensel bağlamda bütün sömürge ve yarı sömürge konumundaki toplumlara örnek oluşturan, günümüzde ve gelecekte de varlığını sürdürecek özgün bir ideolojinin niteliklerini taşıdığı da söylenebilir.rnrnKemalizm'i dört teorik varsayım ve ana başlık oluşturup, kuruluş etkenlerini netleştirdiğimizde...rnrn1. Hükümdar otoritesi üzerine kurulan mutlakçı meşruyet anlayış yerine, kanun ve yasalara bağlı adil bir meşruyet anlayışını ortaya koymuştur.rnrn2. Ümmet toplumundan bir ulus devletine geçişte kalıcı bir anlayışla bağdaştırılmış ve geçişi sağlanmıştır.rnrn3. Teba / halk / Sultan ikiliğinden oluşan siyasi suntaları yıkıp yerine ulusal egemenliğin ön plana alındığı siyasal alanlar inşa etmiştir.rnrn4. Dünyayı analiz ederken dini yaklaşımdan, pozitif [olgusal] anlayışa geçmeyi hedefi kapsamına almıştır.rnrnTüm bu hakikatler ışığında bilinmesini ve akıllara kazınmasını isteriz ki; bizler tüm bu tebalara uyum sağlamış ve gayrisiz kabullenmiş Kemalistleriz...rnrnBizlerin nezninde bu akım bir var oluşçuluk ve milli kurtuluşçuluktur,rnrnİlelebet yaşayacak ve yaşatacağız.rnYolu yolumuzdur.rnrnGörüleceği üzere Kemalizm ile bugünkü CHP arasında dağlar kadar fark vardır.rn 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum